Sanatçı
Hakkında
1975 yılında İstanbul’da doğdum. Lisans eğitimimi İşletme bölümünde tamamladıktan sonra profesyonel kariyerim finans ve muhasebe alanlarında şekillendi. Uzun yıllar boyunca iş dünyasında üst düzey yönetici olarak görev yaptım ve başarılı bir kariyer yolculuğunun ardından emekli oldum.
İş hayatındaki kurumsal disiplini ve analitik bakış açısını sanatın özgür dünyasıyla harmanlamak, çocukluğumdan beri ilgi duyduğum sanatsal üretimi akademik bir temele oturtmak amacıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin değerli hocalarından Leyla Arlı’dan Hat eğitimi aldım. Bu nitelikli eğitim sürecinde renk, form ve kompozisyon dinamiklerini kendi içsel dünyamla birleştirerek özgün sanat dilimi geliştirdim.
Hat sanatına olan yolculuğum, çocukluk yıllarında kalemin kâğıda bıraktığı ilk izlerle başladı. Yıllar içinde bu izler, ustalığa dönüşen sabırlı bir yolculuğun adımları hâline geldi. Geleneksel yöntemleri, eski ustaların yazılı mirasından beslenerek ve bizzat icra ederek öğrendim. Kufi yazıya olan özel ilgim beni bu konuda uzmanlaşmaya ve bu kadim yolda ilerlemeye yönlendirdi.
İstanbul'un köklü kültür atmosferinde şekillenen bu yolculuk, hat sanatının yalnızca estetik değil, ruhani ve felsefi boyutlarını da kavramayı hedefler. Benim için her harf bir düşüncenin, her satır ise bir yaşanmışlığın ifadesidir. Çalışmalarımı üretirken amacım; saf bir çizgi sanatı olan hattın tarihi gelişim süreci içerisindeki farklı kaligrafik formlara yönelişine ve ardındaki irrealiteye yeni boyutlar kazandırmaktır.
Çağdaş Türk sanatını toplumumuzun geniş kesimleri ile buluşturmak amacı ile 2020 yılında kendi atölyem olan Galeri Rumeli’yi kurdum. Galeri Rumeli; uzun zamandır gönül verdiğim, mukaddes harflerin ışığında hayalimde canlandırdığım, yazdığım ve çizdiğim tüm eserlerimi, hat sanatını daha modern bir perspektifle sizlere sunduğum meşkhanemdir. 2020 yılından bu yana hat sanatının en seçkin örneklerini modern bir dokunuşla günümüze taşımaktayım.
Bu aşkla yazdığım mukaddes harflerin gönüllerde iz bırakması ve mürekkebin kâğıtla olan o köklü aşkını anlatması dileğiyle…
ESRA GÜVEN
Felsefe
"Hat yalnızca yazı değil; bir duanın, bir niyetin ve bir anlın dondurulmuş hâlidir."
Her eser, ortaya çıkmadan önce içselleştirilir. Yazan kişinin ruh hâli, niyeti ve o anlın ağırlığı kaleme yansır. Bu nedenle her hat eseri, teknik ustalığın ötesinde derin bir anlam taşır; izleyiciye yalnızca görsel değil, ruhsal bir deneyim sunar.
Hat Sanatı
Arapça 'hatt' mastarından türeyen ve yazı, çizgi, çığır, yol manalarına gelen 'hat' kelimesi, terim olarak "Arap yazısını estetik ölçülere bağlı kalıp, güzel bir şekilde yazma sanatı (hüsn-i hat)" olarak açıklanmış. Kaynaklarda genellikle "cismani aletlerle meydana getirilen ruhanî bir hendese" şeklinde tarif edilen hat sanatı, bu tarife uygun bir estetik anlayış çerçevesinde yüzyıllar boyunca gelişerek günümüze ulaşmıştır.
Batıda hüsn-i hat (güzel yazı) karşılığında calligraphy kelimesi kullanılmaktadır. Ansiklopediler, calligraphy sözcüğünü "güzel yazma, estetik kurallara bağlı kalarak ölçülü yazma sanatı" şeklinde tanımlamaktadır. Önce Araplar tarafından kullanıldığından Arap yazısı adıyla anılan hat, hicretten birkaç asır sonra Müslümanların ortak değeri haline gelmiş ve İslam hattı vasfını kazanmıştır.
Arap yazısı, Mekke ve Medine'de önceleri cezm adıyla anılmaya başladı. Medine'de medenî ismini alan yazı, zamanla iki üsluba ayrıldı. Hz. Ali'nin Kufe'yi merkez yapmasından sonra burada büyük bir gelişme gösterdi ve kufi adını kazandı. Kufî'nin kullanılması Abbasiler zamanında 150 yıl sürdü.
Abbasilerin Bağdatlı meşhur veziri ve hattatı olan İbn Mukle (ö. 940), sahip olduğu geometri bilgisi sayesinde yazının ana ölçülerini tespit eden bir sistem ortaya koydu. Harflerin güzelliği için nokta, elif ve daireyi standart bir ölçü olarak kabul etti. Bu ölçüler dahilinde Muhakkak, Reyhânî, Sülüs, Nesih, Tevkî ve Rikâ adında altı çeşit yazının usûl ve kaidelerini ortaya koydu. Bunların tamamına Aklâm-ı Sitte denildi.
16. yüzyılda Osmanlı-Türk hattatlarının babası sayılan Şeyh Hamdullah, Aklâm-ı Sitte'ye o zamana kadar ulaşılamayan bir güzellik ve olgunluk getirdi. 17. yüzyılın ikinci yarısında Hafız Osman (ö. 1698), Şeyh Hamdullah'ın üslubunu bir elemeye tabi tutarak kendine has bir hat üslubu ortaya koydu.
İstanbul, Türkler tarafından fethedildikten sonra hat sanatının ölümsüz merkezi olmuştur. Bütün İslam dünyasında tartışmasız kabul edilen bu gerçek, en güzel biçimde şu sözlerle ifadesini bulmuştur: "Kur'an-ı Kerim Hicaz'da nazil oldu, Mısır'da okundu, İstanbul'da yazıldı."
Kaynak: Hattın Çelebisi Hasan Çelebi — Tarih ve Tabiat Vakfı (TATAV) Yayınları, 2003
Kendi Eserinizi
Yazdırın
İstediğiniz ayet, isim veya metni, seçtiğiniz hat ekolü ve boyutta özel sipariş olarak hazırlayabiliriz.
Sipariş Vermek İçin Yazın